İki güne sığdırılmış yedi duraklık bir Kuzey Ege rotasına hazır mısınız? Birbirine yakın noktalardan oluşan bu plan, klasik bir gezilip görülecek yerler rehberinden ziyade bölgenin mimari ruhunu yansıtan bir deneyim sunuyor. Taş duvarlar ve ahşap yapılar ile uğradığınız her köyde bambaşka bir atmosfer ile karşılaşacaksınız.
Ayvacık sahilinden başlayıp Bozcaada’da son bulan bu rotada sokakların dokusuyla yerel üretim kültürü iç içe olduğundan mimariye meraklı misafirler ilginç detaylar yakalayabiliyor. Bu iki günlük planda mesafeler kısa olduğu için koşturmadan rahatça gezebilirsiniz. Köyleri dolaşırken sadece ana sokakları gezmeyin, arka sokaklara sapıp biraz kaybolun ki bölgenin o gerçek, bozulmamış dokusunu hissedin.
1. GÜN
Behramkale’de andezitin iki yüzü
Denize dik inen bir yamaç üzerine kurulu Behramkale’de, evlerin karakterini andezit taşı belirliyor. Kalın tutulmuş kapı söveleri ve ufak bırakılmış pencere boşlukları bu mimarinin en belirgin özellikleri arasında yer alıyor. Tepede tüm ihtişamıyla MÖ 6. yüzyıldan kalma Athena Tapınağı yükselirken, aşağıda Assos Limanı çevresindeki eski gümrük ve depo yapıları taş konak olarak hizmet veriyor.
Burada mimari açıdan asıl ilginç olan detay, kat farkları. Yamaç eğimi nedeniyle pek çok evde giriş katı ile arka cephe aynı hizada değil. Bu durum, iç mekânlarda genellikle merdiven sahanlığına açılan pratik yarım kat çözümünü doğurmuş. Öyle ki, aynı sokakta yan yana duran iki evin zemininin yarım kat kayması bu bölgede son derece sıradan bir durum. Bu kaymayı en net şekilde iki evin ortak duvarındaki taş dizilimlerine bakarak anlayabilirsiniz.
Taşın rengi günün saatlerine göre değişiyor. Sabahları gri bir tonda olan andezit, öğleden sonra kızıl renge dönüyor. Duvar örgüsünde harç aralıkları dar bırakıldığı için cephe uzaktan tek parça bir yüzey gibi görünürken, yaklaştıkça taşların usta bir şekilde birbirine geçtiği görülüyor. Kapı üstü söveleri de yapıların geçmişine dair ipuçları verir. Kimi tarih kabartmaları ile süslüyken kimi sadece düz bir kemerden ibaret olur. Köy meydanındaki Hüdavendigar Camii bu taş işçiliğinin konut dışında nasıl hayat bulduğunun en güzel kanıtı olarak dikkat çekiyor.
Yaz aylarında taş sokaklar fazlasıyla ısındığı ve yokuşlar öğleden sonra gölgesiz kaldığı için köyü özellikle ilkbahar veya sonbahar aylarında gezmenizi tavsiye ederiz.
Adatepe neden hâlâ ayakta
Küçükkuyu’nun yaklaşık 4 kilometre yukarısında yer alan Adatepe, özgün dokusunu korumayı başaran köylerden biri. Sokak genişlikleri geçmiş yıllardan bu yana hiç değişmemiş, tarihî cumbalar ilk yapıldığı zamana sadık kalarak yenilenmiş. Köydeki Adatepe Zeytinyağı Müzesi, eski bir sabunhanenin içinde yer aldığı için burayı gezerken hem üretim sürecine tanık olabilir hem de taş bir yapının iç bölümlerini yakından inceleyebilirsiniz.
Köydeki yapıların ince işçiliklerini taşların boyutlandırılmasında görebilirsiniz. Duvarların alt sıralarında iri ve kaba yontulmuş bloklar tercih edilirken üst kısımlarda çok daha küçük taşlar kullanılmış. Bu yöntem, hem malzemenin ekonomik kullanımı hem de depreme karşı dayanıklı olması için tercih edilmiş. Sokaklar iki cephe arasında kalan sıradan yollar değil, komşuluk ilişkilerinin kurulduğu bir ortam olarak dizayn edilmiş.
Kendi aracınız yoksa Küçükkuyu’dan köye dolmuşlarla gidebilirsiniz ancak seferler seyrek olduğundan beklemeniz gerekebilir. Dilediğiniz saatte hareket etmek ve özgürce gezmek için araç kiralayacaksanız yola çıkmadan birkaç gün önce bölgedeki teslim ve iade düzenini netleştirmeniz gerekiyor.
Köyün hemen üst kısmında yer alan Zeus Altarı’na çıktığınızda tüm Edremit Körfezi’ni ve karşıdaki Midilli’yi görebilirsiniz. Ancak altarın çevresi biraz dar olduğundan kalabalık günlerde uzun uzun oturmak pek mümkün olmayabilir. Zeus Altarı yaz aylarında orman yangınları riski nedeniyle kapalı olabilir. Gitmeden önce Çanakkale Valiliği ve Orman Bölge Müdürlüğü’nün duyurularını takip edebilirsiniz.
Yeşilyurt’ta restorasyonun sınırı
Ayvacık’a bağlı Yeşilyurt, mimari tutkunlarını taş evleri ile cezbediyor. Köyde gezerken iki farklı yapı tipi dikkatinizi çekecek: Orijinal derzi ve ahşap doğraması korunanlar ve dışı orijinale sadık bir şekilde restore edilerek içi tamamen modernleştirilenler. Bu farkı ilk bakışta cepheden değil, saçak ve baca detaylarından anlayabilirsiniz.
Mimariye meraklı bir göz için Yeşilyurt, hangi müdahalenin tarihî dokuyu koruduğunu, hangisinin sadece dış kaplamada kaldığını karşılaştırmak için ideal bir nokta. Orijinal kalan evlerde ahşap doğramaların ince kanatları ve eskimiş menteşe yatakları hemen göze çarpar. Restorasyonun kalitesini ele veren en net detay dam ile saçak birleşimi oluyor. Özgün yapılarda ahşap mertek uçları dışarıda bırakılırken, yenilenen evlerde bu uçlar kapatılarak ince bir betonarme bantla geçiştirilmiş oluyor. Bahçe duvarlarındaki harçsız örülmüş kuru duvarlar köyün eski sınırlarını çizerken, harçlı ve kusursuz sıralı duvarlar gördüğünüzde bunun sonradan eklendiğini anlayabilirsiniz.
Köy yolu biraz dar ve virajlı. Özellikle yoğun günlerde girişte park sıkıntısı yaşanabildiği için buraya sabahın erken saatlerinde gitmenizi tavsiye ederiz.
Küçükkuyu, kıyıdaki geçiş noktası
Küçükkuyu, Edremit Körfezi ile Assos arasındaki geçiş hattında yer alıyor. Kıyı boyunca yürürken karşınıza çıkan eski taş depoların bir kısmı modern kafelere dönüşmüş. Bazı eski yapılarda hâlâ zeytin üretimi devam ediyor. Bölgede evler genellikle iki katlı. Alt kat dükkan ya da ticari depo olarak kullanılırken üst katlar konut olarak tasarlanmış.
Bu mimari mantığı anlamanın en kolay yolu kapı boyutlarına bakmak. Zemin kattaki çift kanatlı kapılar yük giriş çıkışı için tasarlanırken üst kattaki daha dar kapılar konut girişi için yapılır. Kıyı hattındaki yeni nesil apartmanlar ile bu tarihî taş binaları incelediğinizde bölgenin geçirdiği dönüşümü net bir şekilde görebilirsiniz.
Ulaşım açısından oldukça avantajlı olan bu bölgeye kara yoluyla gelmek son derece kolay. Edremit ile Çanakkale arasındaki şehirlerarası hat doğrudan Küçükkuyu’dan geçiyor ve il merkezine bağlanan durakları aynı güzergâh üstünde toplayarak ulaşımı kolaylaştırıyor.
Özellikle akşamüstleri kurulan pazarla birlikte sahil şeridi oldukça hareketleniyor. Seyahatten dönerken hem kendinize hem de sevdiklerinize bölgeye has hediyelik eşyalar almak isterseniz bu pazardan zeytinyağı ve doğal sabun alabilirsiniz.
2. GÜN
Ezine peyniri bir yer adı
İkinci gün rotamızı kuzeye, adını meşhur peynirine veren Ezine’ye çeviriyoruz. Ezine peyniri öylesine bir isim değil, tescilli bir "menşe adı". Çanakkale Ticaret Borsası’nın kurallarıyla çerçevesi çizilen bu peynirin sadece üretim tarifi değil, sütünün geldiği coğrafya da kesin sınırlarla belirlenmiş.
Bu durum, mimariye ilgi duyan bir gezgin için şaşırtıcı bir bağ kuruyor. Süt üretiminin yoğunlaştığı bu topraklarda mimari peynirin serin kalma ihtiyacına göre şekillenmiş. Kalın duvarlar, geniş saçaklar ve küçük pencerelerle inşa edilen tek katlı yapılar tamamen bu doğal iklimlendirme gereksinimine dayanıyor. Yol kenarlarına dizilen peynir dükkanları da önü açık sundurmaları ve doğrudan soğuk hava deposuna bağlanan arka bölümleriyle kendine has, pratik bir yapı olarak dikkat çekiyor.
Ezine’nin merkezine indiğinizde eski çarşı kültürünün hâlâ yaşatıldığını görebilirsiniz. Dar cepheli dükkanlar, üst katı konuta dönüştürülmüş yapılar ve eski araç boyutlarına göre tasarlanmış daracık sokaklar. Yola devam etmeden önce, yan sokaklardaki iki katlı taş dükkanlara kısa bir göz atarak ilçenin ticaret geçmişini konut mimarisinden ayrı bir şekilde okuyabilirsiniz. Bölgeyi keşfetmek için çok vaktiniz yoksa çarşıyı şöyle bir turlayıp Geyikli’ye geçebilirsiniz.
Geyikli ve vapur kuyruğu
Bozcaada feribotlarının kalktığı Geyikli, oldukça sade ve mütevazı bir yapı stokuna sahip. Çoğunlukla tek katlı ve bahçeli evlerden oluşan beldenin sahil şeridi son yıllarda turizm etkisiyle değişse de ara sokaklara daldığınızda o eski taş bahçe duvarlarını ve ahşap kapıları görebilirsiniz.
İskele çevresinde yer alan depolar, yıllarca balıkçılık ve tarım ürünleri için kullanılmış. Bu nedenle Geyikli, turizmin ve deniz tatilinin yanı sıra emeğin ve üretimin izlerini taşıyor. Adaya geçmeden önce kıyının bu emek kokan hattında kısa bir yürüyüş yapabilirsiniz. Yüksek sezonda Bozcaada’ya araçla geçecekseniz iskelede uzun bir sıra beklemeniz gerekebilir. Yaya geçişi kısa ve zahmetsiz olduğundan dilerseniz aracınızı Geyikli’ye bırakıp feribotla adaya gidebilirsiniz.
Bozcaada’da iki mahalle, iki mimari
Ada merkezine ulaştığınızda sizi sırt sırta vermiş iki farklı dünya karşılar: Alaybey ve Cumhuriyet mahalleleri. Alaybey cephesinde daha renkli duvarlar, belirgin şekilde dikey uzanan pencereler ve çift kanatlı kapılar hâkimken, Cumhuriyet tarafında ahşap detaylar ve estetik cumbalar ön plana çıkar. Bir sokak köşesini döndüğünüz an iki mahalle arasındaki bu keskin geçişi hissedebilirsiniz. Rengârenk kapı ve kepenkler adanın en çok fotoğraf çekilen noktaları olsa da mimari detaylar da misafirlerin dikkatini çeker. Alaybey’deki o dar ve yüksek pencerelerin, sokağın kısıtlı genişliğiyle mükemmel bir uyum içinde tasarlandığını görebilirsiniz.
Bozcaada’nın sokaklarını ve evlerini şekillendiren asıl güç rüzgâr. Kalenin eteklerindeki sokak planı tamamen hâkim rüzgâr yönüne göre tasarlanmış. Bacaların yerleşiminden avlu duvarlarına kadar her şey bu esintiye göre düzenlenmiş. Sokakların dümdüz uzanmak yerine sık sık kıvrılmasının sebebi de rüzgârın şiddetini kırmaya dayanıyor. Avlu duvarlarının yüksekliği bile sokaktan sokağa değişir. Rüzgârın hangi cepheyi daha sert dövdüğünü sadece bu duvarlara bakarak anlayabilirsiniz.
Adanın geçmişini tarihî dokuyla birlikte okumak isterseniz, Bozcaada Kalesi ve Bozcaada Yerel Tarih Araştırma Merkezi ve Müzesi’ne uğrayabilirsiniz. Bu iki durağı art arda gezmek, adadaki yerleşim mantığını tam anlamıyla kavramanıza yardımcı olur.
Merkezin dışına çıktığınızda sizi meşhur bağlar karşılar. Coğrafi işaretli Bozcaada Çavuş Üzümü’nün yetiştiği bu topraklarda, bağ evleri de üretim şartlarına göre şekillenir. Pencereler az, duvarlar kalın ve giriş kapıları rüzgârın ters yönüne bakacak şekilde yapılmış. Böylece hasat döneminin uzun günlerinde yoğun olarak kullanılan bu küçük evler kavurucu sıcaklarda bile serin kalmayı başarır. Bağlar ile kıyı arasındaki doğal geçişi en güzel görebileceğiniz yer Polente Feneri rotası.
Adanın tarihî mahallelerinde gezmek, hareketli sokaklarında taze deniz ürünleri ile güzel bir akşam yemeği yemek, masmavi sularında yüzmek ve sabahın o taze havasını üzüm bağlarının arasında karşılamak için adada mutlaka konaklamalısınız. Bozcaada otel sayfasıyla ada merkezi, Ayazma Plajı yönü ve bağ içindeki yerleşimler arasında seçim yapmak kolaylaşır.
Erken kalkabilirseniz, günün ilk ışıklarında rotanızı Ayazma’ya çevirin. Kıyıda yer alan manastır ve etrafını saran çam ağaçları, sabahın ilk saatlerinde adanın tartışmasız en huzurlu köşelerinden biri oluyor.